FİKİRBAZ

"Philosophers have sought to understand the world. The point, however, is to change it."

RSS
people

Küçük Aptalın Büyük Dünyası – PuCCa

“Aynaya son kez baktım, ‘Kızım PuCCa, Allah kahretsin seni, çok harikasın lan sen!’ dedim.”

Pucca çok ayıp!

Pucca çok komik!

Pucca aşık!

Pucca beter bişi!

Kitabın arkasından bir alıntı yaparak başlamak istedim. Çok eğlenceli, alışılmışın dışında bir üslupla yazılmış bir kitap. Asıl mesleği televizyonculuk öyle yazar olmak niyetiyle falan başlamıyor bu işe, eski sevgilisinden intikam almak için açtığı blogla tanınmaya başlıyor. Daha sonra toplumsal paylaşım ağlarında daha da ünlenerek sonunda Dizüstü edebiyat serisinin ilk kitabı olarak çıkışını yapıyor.Çılgın,cesur, sıra dışı,dobra, ‘Törkiş Bridget Jones’ olarak nitelendiriyor kendini. Aşka aşık bir kadın hayatına giren her erkek sinekle evlenme hayalini kuracak kadar da evlilik delisi. Kendi has bir tarzı var “Kekomançi” diyor mesela. Kıronun bir “level” üstü, göğüslere ‘bicik’ diyor ‘Çekirdeğinden reçel yapmak’ da sevişmek demekmiş .Gerçek kimliğini saklıyor babasının okumasından çekindiği için Maryln Monroe fotoğrafı ve PuCCa adını kullanıyor.Kitabı okuyanlar anlayacaklar çok fazla bizden biri sanki kafandaki düşüncelerin yazılı hali gibi geliyor insana okurken, cinsel hayatını anlatıyor, sevgilisiyle yaşadıklarını, kırgınlıklarını,kıskançlıklarını çok eğlenirken birden hüzünlendiriyor ailesinden bahsederken bazı yerlerinde çok güldüm, bazen hüzünlendim ama genel olarak tebessümle okuyacağınız farklı tarzda bir kitap. Bunca şeyi yaşarken aslında onun tek istediği ‘battaniyenin altında film çekebileceği değil, film izleyebileceği bir adamdı” Her kadının istediği gibi…

İYİ OKUMALAR  :)

2 Comments |

Vahşet Geleneği

  

  Vahşet Geleneği 

       Spor ve gelenek adı altında yapılan ‘Boğa Güreşleri’ on beşinci yüz yıldan beri İspanya’nın  milli sporu olarak kabul edilmektedir. Boğa Güreşlerinin ne olduğunu açmak gerekirse; özel olarak yetiştirilmiş boğaların matador diye tabir edilen insanlar(!) tarafından öldürülme sporuna boğa güreşi adını vermişler.

       Tahmin edebileceğiniz gibi zor bir spor, bu işin altından her baba yiğidin kalkması da kolay değil tabi, bazı vasıflar aranıyor matador olmak için mesela çevik olacak, elindeki pelerini çok ustaca kullanabilecek, vicdan duygusu olmayacak, insani duygularından arındırılmış kişiler olacak ki sırf zevk için bir canlıyı katledebilsin. Bu güreşler “Plazas de toros” denilen çember şeklindeki arenalarda yapılır. Seyircilerin oturduğu sıraları boğalardan korumak için ön taraflarına görüşe engel olmayan yüksek duvar koruyor. Arenaya açılan üç tane kapı vardır. Birinden matadorlar, diğerinden boğalar içeri girer, üçüncüsünden ise öldürülen hayvan dışarı çıkartılıyor. Bu canlıları katletme sporu üç aşama da yapılıyor; Birinci aşamada pikador denilen süvariler boğanın ilk saldırısını önlerler. İkinci aşamada boğa saldırıya geçmesi için kışkırtılır. Boğanın iki omzuna rengarenk kağıtlarla süslü üç dört çift sivri uçlu şişler saplanır ki hayvan o can havliyle daha çok delirsin ve saldırsın.Son hamle matadora kalıyor hayvanı pelerinle deli ederek başını eğip öldürücü darbeleri vururlar. Bugün bir İspanya tanıtım belgeselinde izlediğimde hayvanı önceden bir güzel yordular ki çok uğraştırmasın… Daha sonra yaraladılar her yerini kan içinde bıraktılar ve hayvan sonunda pes ederek yere yattı ama bu da yetmedi kafasına arka arkaya şişleri saplayarak öldürdüler ve bütün arenanın alkışlarıyla gösteri sona erdi.Bu nasıl bir sevinç bu nasıl bir gelenek Medeniyet Timsali olan(!) Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin böyle çağ dışı bir geleneği sürdürmesi akıl alabilir bir şey değil. Daha önceden bilmediğim şeyler değil belki ama göz görmeyince gönül katlanır misali hiç bu kadar dikkat etmemiştim ya da bu gözle bakmamışım bu güne kadar. Benim mantığım mı kabul etmiyor bilemiyorum ama merak da ediyorum doğrusu nasıl bir mantık öldürmeyi spor olarak kabul edebilir ki?

    Bir kez daha utandım bugün insanlığımdan.. Böyle bir dünya da yaşamaktan, İzleyip de bir şey yapamamaktan, Bu devirde öldürmeyi gelenek sayan ve her hafta giderek onlara para kazandıran insanlardan(!) utandım.On beşinci yüzyıldan beri kendini geliştiremeyen ya da sırf para kazanıyor diye hayvanları katledebilecek zihniyete sahip bir ülke, ve buna da engel olamayacak kadar aciz bir dünyada yaşıyoruz işte bütün gerçek  bu.

No Comments |

Şeytan Diyor Ki…

Geçen gün televizyonda izlediğim bir programda gördüm Bodrum-Gümüşlük tarafında yunuslarla birlikte yüzebilme imkanı sağlayan bir tesis varmış, aslında yeni değil ama benim yeni keşfettiğim bir yer. Girişi ücretli, katılmak istediğiniz etkinliklere göre de fiyat artıyor içerisinde aquapark, yunus gösterileri, yunuslarla birlikte yüzme imkanını da içerisinde barındıran bu merkezde bunların yanı sıra  özellikle çocuklara yunuslarla birlikte rehabilitasyon tedavisi uygulayan bir merkez. Şimdi olayı kendi sitesinden bakıp incelediğimizde açıkçası her şey bana fazla cazip geldi hatta ailemi oraya götürmenin yollarını düşünmeye başladım, ama işin başka bir tarafı da vicdanen rahatsız etmiyor değil sonuçta o hayvanları orada kapalı tutuyorlar, tamam çok güçlü hayvanlar olabilirler ama acaba canları acıyor mudur gibi sorularla boğuşurken internette araştırma yapmaya başladım.Sonuca gelirsek o merkezde ki hayvanların stresten birbirlerini yaraladıklarını öğrendim her yerleri yara içerisindeymiş. Alanya’daki merkezde ise 4 tane yunus arka arkaya ölmüşler stresten. Hatta İngiliz ‘Mirror’ gazetesi bu olayı ‘Tutsak Yunuslar’ diye başlık bile atmış, gelen müşterilerin bazıları  hayvanlarda ki yararları fark edince şok olmuşlar hatta ağlayarak tesisi terk edenler bile olmuş. Dünyanın en büyük tur şirketlerinden Thomson şirketi de  müşterilerinin şikayetleri üzerine süresiz olarak tur programlarından çıkartmışlar..Şimdi işin bir kültürel rezalet boyutu var orası ayrı, tamam hadi onu geçiyorum ama sen daracık kafeslerin içerisine koyarak onların sağlıklarını hiçe sayarak tamamen cebini dolduran paraya bakarsan bir dur derim.. Aşağıda bir link verdim ‘The Cove’ diye bir belgesel yapılan yunus katliamlarını anlatıyor en iyi belgesel  oskarını almış, fragman gibi bir şey linkteki ilgisini çekenler olursa internetten tamamını izleyebilir. Rehabilitasyon verdiklerini iddia eden bu merkezlerde yapılan araştırmaya göre stres altındaki bu hayvanların insanlara da zarar verebileceğini ortaya koyuyorlar. Merkezlerden gelen açıklamaya göre ise yunuslar mutlu.. Mutlu da o yüzden mi bu hayvanlar birbirlerine zarar veriyor? Koyalım bakalım seni oraya sen ne kadar mutlu olabileceksin şimdi sevgili devletimin yasalarına göre ben o adamları toplayıp oraya koysam sağlam bir ceza alırım diye düşünüyorum…Ama tabi hayvan haklarıyla ilgili yasaları sırf Avrupa Birliğine girmek için çıkartan zihinlerden ne beklersin ki? Şu insanların içindeki hayvan sevgilerini de ticari çıkarlar için harcıyorsunuz ya şeytan diyor ki; …………… yok yok bir şey demiyor. SUSTU !

The Cove ; http://www.dailymotion.com/video/xahj6s_the-cove-la-baie-de-la-honte-ba-hd_shortfilms

      

 

No Comments |

Beyin Yıkama Teknikleri

Eğer beynimizi ele geçirmenin sadece bir psikiyatr yardımıyla, bilinçli olarak ve tamamen kendi irademizle yapıldığını düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Aslında kitle iletişim araçlarını bir araç olarak kullanarak medya profesyonellerinin tüketicileri hipnotize etmekten başka yaptıkları bir şey yok. Teknoloji geliştikçe insanları ele geçirmek klon bireyler yaratmak giderek kolaylaşıyor.Bunu da “Subliminal Entertaintment” ile gerçekleştiriyorlar.

Yani bu “Subliminal Entertaintment” dediğimiz şey ne demek; Sinema filmlerinde bir saniyede yirmi dört, televizyonda ise saniyede yirmi beş kare geçmektedir. Yani bizim gördüğümüz  görüntüler o karelerin birleşmesinden meydana gelmektedir.Sinema da her yirmi dört kareden birisine ya da televizyonda yirmi beş  kareden birine bir imge yerleştiriliyor.Bu iletiler saniyenin 1/3000’ kadar kısa bir sürede verildiği için göz bunu algılamıyor. Genellikle reklamı yapılmak istenen bir nesnenin hatta kişilerin bile olabiliyor, göz bu görüntüyü algılamıyor fakat beynimiz algılıyor. Mesela yiyecek ile ilgili bir ürünün bilinçaltı reklamı yapılıyorsa karnımız acıktığında Bilinçsiz bir şekilde o ürüne yöneliyorsunuz veya sinemada bir film seyrederken ve filmin arasında birden canınız kola içmek istiyor. Buna kendi iradenizle karar verdiğini sanıyorsunuz ama olay o kadar masum bir şekilde gerçekleşmiyor ne yazık ki. Filmin ilk yarısında sizin beyninize filmi izlerken gönderilen mesajlardan yüzünden canınız  kola içmek istiyor. Bu olay sadece görüntülerden ibaret değil bu bir ses bile olabilir. MP3 dosyaları gizli mesaj için idealdir. İnsan kulağı belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir Subliminal mesaj içeren bir MP3`ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli mesajı beyniniz dinler.,İnsan beyni tam bir kara kutu gibi olduğu için bebekliğimize dair anıları bile hala bilinçaltımızda bulunmakta fakat göz sürekli olarak etrafı taradığından bu bilgilerin yalnızca bir kısmını hatırlayabilmekteyiz.

1900’lü  yıllardan itibaren bilinçaltı insanları etkilemek için kullanılmaya başlıyor fakat 1950’li yıllarda ciddi olarak ilk Coco- Cola markası sinemalarda deniyor. Yirmi dört karenin bir karesini çıkararak büyük puntolarla ”DRINK COKE” yazılıyor fakat etkili bir sonuç görülemiyor daha sonrasında ise sadece ”COKE”  yazılıyor ve bir artış fark edilmeye başlanıyor bunu da insanın bilinçsiz bile olsa direk verilen bir emri uygulamadıklarını fakat onlara seçenek sunarak çok daha başarılı olduklarını fark ediliyor. Bilinçaltı reklam bireye kendi özgür iradesini kullanıyormuş gibi hissettirse de tamamen beynimizin içine girip bizi yönetmeleriyle alakalı bir durumdur. Coco-cola  da bu işin başlangıç kısmı olmuştur. Daha sonralarda reklamlarda, sinemalarda, dergilerde sıklıkla kullanılmaya başlanmaktadır. Bilinçaltı reklamlarda en çok iki nokta üzerine vurgu yapılmaktadır; “ölüm” ve “seks” ya da “cinsellik” Nedeni ise bilinçaltının “doğum” ve “ölüm” gibi zıtlıklara çok daha fazla duyarlı olması kısacası beyin bu iki olaya daha fazla tepki veriyor, bu yüzden de beyin ilk olarak algılanan o mesajları hatırlıyor bu da davranışlarımıza yön verebiliyor. Bu bilinçaltı mesajlar hayatımızın her yerinde beynimize işlenmekteler; Dergiler, sinema filmleri, diziler, tartışma programları tükettiğimiz bir çok kitle iletişim araçlarında kullanılmakta.Bunu tercih etmelerinin nedeni de açık açık uygulandığı zaman bu insanları yönlendirmiyor fakat bu yöntemle birey kendi iradesiyle hareket ettiğini düşünerek yapıyor. Amerika’da yasaklanmış olsa da ülkemizde bu olay denetlenmiyor.Aslında nasıl bir tehlike içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Sanal reklam yapıyoruz denilerek meşrulaştırılıyor. Özellikle seçim dönemi izlediğimiz tartışma programları şuan nasıl iktidar olabilir diye düşündüğümüz insanların nasıl seçildiklerini bir yandan da açıkça ortaya koymuş oluyor.

Küçük çocukların televizyona ve dijital oyunlara bağımlı hale gelmeleri, bir film ya da diziyi izledikten sonra Cola içme isteğimizin bunlarla bir alakası olabilir mi sizce de? Önünde geçebilme imkanımız sadece bu olayın yeterli derecede denetlenmesi ile mümkün, tabi ülkemizde bu şimdilik mümkün değil ama ben bu ütopya dünyasına birazcık da olsa inanmak istiyorum. En azından şimdilik engel olamasa da beynimizi oyuncak gibi kullandıklarını bilmekte ve biraz da artık bilinçli bir tüketici olmaya çalışmakta fayda var.

“Subliminal Entertaintment” yani ülkemiz de ki kullanımıyla bilinçaltı reklam örnekleri;

CAMEL ; Camel’in logosunda kullandığı deve resminin sağ ayağında çıplak bir adam resmi bulunuyor. Yine Camel’in Smooth Karakter adlı tiplemesinde cinsellik tema olarak bilinçaltına kazınıyor.Bu erkeğin gücünü simgeliyor ve zaten markanın yaptığı çalışmalar da “tam erkek sigarası” olarak da kendisine hedef kitle olarak erkekleri belirliyor.

Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde ilk öğretim okullarında yapılan bir deneme sınavında AKP logosu kullanılarak bilinçaltı reklam yapıldığı  iddiaları öne sürülüyor.

read more »

1 Comment | Tags: ,
telefon dinleme telefon dinleme dinleme cihaz dinleme cihazlar dinleme cihazlar dedektif zel dedektif casus telefon casus telefon seslichat