Bir gazetecinin ; “sizin için eşcinsel diyorlar doğru mu ?” sorusu üzerine verdiği cevap,
Evet, San Francisco sokaklarında bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir siyah, Avrupa’da bir Asyalı, gece yarısı metroda yalnız bir kadın, İsrail’de bir Filistinli, Hindistan’da bir Maya, Bosna’da bir pasifist, İspanya’da bir anarşist, Almanya’da bir Yahudi, topraksız bir köylü, mutsuz bir öğrenci, iş bulamayan bir adam, Türkiye’de bir Kürt, ama herşeyden önce Chiapas dağlarında bir Zapatista’yım. Yani ben “ÖTEKİ”yim…
Başlığa bakmak aldatıcı olabilir. Şaka değil, gayet de ciddiler. D&R kitapçımız, “nezih” müşterilerinin huzurunu ve hassasiyetini düşünerek “Bir+Bir” dergisinin satışını yasaklamış. Nezih kitabevinin Atatürk’e hakaret ediyor diye Metis 2011 ajandalarını yasaklamasından sonra güzel bir gündelik faşizm örneği daha. Benim daha fazla anlatmama gerek yok, Bir+Bir dergisi basın açıklaması yapmış bu olayın üzerine. Dileyen buradan okuyabilir.
Vahşet Geleneği
Spor ve gelenek adı altında yapılan ‘Boğa Güreşleri’ on beşinci yüz yıldan beri İspanya’nın milli sporu olarak kabul edilmektedir. Boğa Güreşlerinin ne olduğunu açmak gerekirse; özel olarak yetiştirilmiş boğaların matador diye tabir edilen insanlar(!) tarafından öldürülme sporuna boğa güreşi adını vermişler.
Tahmin edebileceğiniz gibi zor bir spor, bu işin altından her baba yiğidin kalkması da kolay değil tabi, bazı vasıflar aranıyor matador olmak için mesela çevik olacak, elindeki pelerini çok ustaca kullanabilecek, vicdan duygusu olmayacak, insani duygularından arındırılmış kişiler olacak ki sırf zevk için bir canlıyı katledebilsin. Bu güreşler “Plazas de toros” denilen çember şeklindeki arenalarda yapılır. Seyircilerin oturduğu sıraları boğalardan korumak için ön taraflarına görüşe engel olmayan yüksek duvar koruyor. Arenaya açılan üç tane kapı vardır. Birinden matadorlar, diğerinden boğalar içeri girer, üçüncüsünden ise öldürülen hayvan dışarı çıkartılıyor. Bu canlıları katletme sporu üç aşama da yapılıyor; Birinci aşamada pikador denilen süvariler boğanın ilk saldırısını önlerler. İkinci aşamada boğa saldırıya geçmesi için kışkırtılır. Boğanın iki omzuna rengarenk kağıtlarla süslü üç dört çift sivri uçlu şişler saplanır ki hayvan o can havliyle daha çok delirsin ve saldırsın.Son hamle matadora kalıyor hayvanı pelerinle deli ederek başını eğip öldürücü darbeleri vururlar. Bugün bir İspanya tanıtım belgeselinde izlediğimde hayvanı önceden bir güzel yordular ki çok uğraştırmasın… Daha sonra yaraladılar her yerini kan içinde bıraktılar ve hayvan sonunda pes ederek yere yattı ama bu da yetmedi kafasına arka arkaya şişleri saplayarak öldürdüler ve bütün arenanın alkışlarıyla gösteri sona erdi.Bu nasıl bir sevinç bu nasıl bir gelenek Medeniyet Timsali olan(!) Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin böyle çağ dışı bir geleneği sürdürmesi akıl alabilir bir şey değil. Daha önceden bilmediğim şeyler değil belki ama göz görmeyince gönül katlanır misali hiç bu kadar dikkat etmemiştim ya da bu gözle bakmamışım bu güne kadar. Benim mantığım mı kabul etmiyor bilemiyorum ama merak da ediyorum doğrusu nasıl bir mantık öldürmeyi spor olarak kabul edebilir ki?
Bir kez daha utandım bugün insanlığımdan.. Böyle bir dünya da yaşamaktan, İzleyip de bir şey yapamamaktan, Bu devirde öldürmeyi gelenek sayan ve her hafta giderek onlara para kazandıran insanlardan(!) utandım.On beşinci yüzyıldan beri kendini geliştiremeyen ya da sırf para kazanıyor diye hayvanları katledebilecek zihniyete sahip bir ülke, ve buna da engel olamayacak kadar aciz bir dünyada yaşıyoruz işte bütün gerçek bu.
Dinsel sıkıntı bir yandan gerçek sıkıntının ifadesi, bir yandan da gerçek sıkıntıya karşı protestodur. Din, ruhsuz koşulların ruhu olduğu gibi, ezilmiş yığınların iniltisi, kalpsiz bir dünyanın ruhudur da. O halkın afyonudur.
Geçen gün televizyonda izlediğim bir programda gördüm Bodrum-Gümüşlük tarafında yunuslarla birlikte yüzebilme imkanı sağlayan bir tesis varmış, aslında yeni değil ama benim yeni keşfettiğim bir yer. Girişi ücretli, katılmak istediğiniz etkinliklere göre de fiyat artıyor içerisinde aquapark, yunus gösterileri, yunuslarla birlikte yüzme imkanını da içerisinde barındıran bu merkezde bunların yanı sıra özellikle çocuklara yunuslarla birlikte rehabilitasyon tedavisi uygulayan bir merkez. Şimdi olayı kendi sitesinden bakıp incelediğimizde açıkçası her şey bana fazla cazip geldi hatta ailemi oraya götürmenin yollarını düşünmeye başladım, ama işin başka bir tarafı da vicdanen rahatsız etmiyor değil sonuçta o hayvanları orada kapalı tutuyorlar, tamam çok güçlü hayvanlar olabilirler ama acaba canları acıyor mudur gibi sorularla boğuşurken internette araştırma yapmaya başladım.Sonuca gelirsek o merkezde ki hayvanların stresten birbirlerini yaraladıklarını öğrendim her yerleri yara içerisindeymiş. Alanya’daki merkezde ise 4 tane yunus arka arkaya ölmüşler stresten. Hatta İngiliz ‘Mirror’ gazetesi bu olayı ‘Tutsak Yunuslar’ diye başlık bile atmış, gelen müşterilerin bazıları hayvanlarda ki yararları fark edince şok olmuşlar hatta ağlayarak tesisi terk edenler bile olmuş. Dünyanın en büyük tur şirketlerinden Thomson şirketi de müşterilerinin şikayetleri üzerine süresiz olarak tur programlarından çıkartmışlar..Şimdi işin bir kültürel rezalet boyutu var orası ayrı, tamam hadi onu geçiyorum ama sen daracık kafeslerin içerisine koyarak onların sağlıklarını hiçe sayarak tamamen cebini dolduran paraya bakarsan bir dur derim.. Aşağıda bir link verdim ‘The Cove’ diye bir belgesel yapılan yunus katliamlarını anlatıyor en iyi belgesel oskarını almış, fragman gibi bir şey linkteki ilgisini çekenler olursa internetten tamamını izleyebilir. Rehabilitasyon verdiklerini iddia eden bu merkezlerde yapılan araştırmaya göre stres altındaki bu hayvanların insanlara da zarar verebileceğini ortaya koyuyorlar. Merkezlerden gelen açıklamaya göre ise yunuslar mutlu.. Mutlu da o yüzden mi bu hayvanlar birbirlerine zarar veriyor? Koyalım bakalım seni oraya sen ne kadar mutlu olabileceksin şimdi sevgili devletimin yasalarına göre ben o adamları toplayıp oraya koysam sağlam bir ceza alırım diye düşünüyorum…Ama tabi hayvan haklarıyla ilgili yasaları sırf Avrupa Birliğine girmek için çıkartan zihinlerden ne beklersin ki? Şu insanların içindeki hayvan sevgilerini de ticari çıkarlar için harcıyorsunuz ya şeytan diyor ki; …………… yok yok bir şey demiyor. SUSTU !
The Cove ; http://www.dailymotion.com/video/xahj6s_the-cove-la-baie-de-la-honte-ba-hd_shortfilms











